Aslında hep buralardayım; ama okuyucu ve gezgin olarak. ''E madem açtın bu blogu neden geziniyorsun da yazmıyorsun'' da diyebilirsiniz tabii. Ama çok geçerli nedenlerim vardı. Ve en önemlisi de biraz can sıkıcı doğrusu :( Ne zamandır bütün yaptıklarımı ya da gezdiklerimi toparladığım fotoğraf arşivim yerle bir oldu. Kurtarılabilir mi çabalarım pek sonuç vermedi. Bugünlerde son denemelerimi de yapacağım yine de. En çok da tüm hatıralarımın uçup gitmesine üzülüyorum tabii ki....
İşte bu nedenle, elimde önceden birikmiş ve paylaşmak adına sakladıklarımın tamamı yok oldu :((
Artık yenilerini yapmam gerekiyor hızlıca :)
Hatta geçen gün kardeşimin eşinin yaptığı bir kurabiyeyi beğenip hemen denedim. Hatta fotoğrafladım da, ama onu daha sonra paylaşmam gerekiyor diye düşündüm. İlk ve tek yazımın da kurabiyeyle ilgili olduğunu gözönüne alırsak, bu blogun bir yemek blogu olduğunun düşünülmesini istemem açıkçası. Tabii yanlış anlaşılmasın kötü olan bir yemek ve kurabiye blogu olması değil, usta bloggerlara saygısızlık etmek :))
Zaman zaman minik denemeleri ve hediye kurabiyeleri paylaşmayı sürdüreceğim tabii ki :)
Bu uzun girişten sonra geleyim bugüne. Elimdeki bitmemiş işlerden ve kurabiye denememden bahsedip yazamadığım, ama yazmayı da istediğim için düşünüyordum ne yapabilirim diye. İşte tam da bunları düşünürken bugün bir arkadaşım sürpriz yapıp ofise ziyaretime geldi. Pek sıkılgan ve bezgin bir hali vardı. O da bu aralar oturup tembellik yapma özleminde benim gibi :) ...Penceremden dışarı bakıp bahçedeki ağaçları gördüğünde ''Ne sıkıcı ve Sarı bir Çarşamba bugün'' dedi. Oysa ben bayılırım sonbahara, hatta en sevdiğim mevsimdir. Veeee işte o an hemen bu Sarı Çarşambayı bloguma yazabilirim diye düşündüm.
İşte Sarı Çarşamba'nın Sarıları...






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder